Henüz teknoloji böylesine çılgın atmaya, herkes kendi cebinde fotoğraf makineli/video kameralı telefonlar taşımaya başlamamışken Polaroid fotoğraf makinesi ne kadar büyülü bişeydi, hepiniz hatırlarsınız. 32 pozluk filmi bitirip fotoğrafçıya tab ettirmeyi beklemenin bünyelerde yarattığı sabırsızlığı ortadan kaldıran, en güzel anları yine o anda ölümsüzleştirmeye yarayan bu küçük karelerin hepimizin geçmişinden...
Bahar aylarının gelmesiyle birlikte kişioğlunun hormonlarında hareketlenmeler olmuyor değil. Sürekli bir üreme dürtüsü güdümlü hareketler, ortaokul öğrencisi misali salyalar akıtarak aşık olmalar, karşımızdakini tavlayacaz diye maymunlaşmalar, şarkılar, şiirler, rakı masasında efkarlanmalar, üşenmeden kenan doğulu konserine gidip bağıra bağıra “festival gibisin katılmak istiyorum” söylemeler filan derken, yeminle herkesin ibresi aşırılıklara...
Yaklaşmakta olan yaz aylarının stresiyle birlikte spor salonlarının yine hınca hınç dolduğu bir bahar ayında daha sizlerle birlikteyiz sevgili okur. Herkes bu aralar o kadar azimli ki, para kazanmak için her an olmadık yerinden kampanya üretebilme kapasitesine sahip spor salonları yeni üye kabul edemiyor, zavallı koşu bantları salonlara üye...
Daha 7 gün önce annemi kaybettim ben. 7 koca yıldır mücadele ettiği kansere sonunda yenik düştü; 1 hafta hastanede, 8 saat yoğun bakımda kaldıktan sonra gözlerime baktı, ellerimi veda için son kez sıkarak cennetin yolunu tuttu anneciğim benim. O son 8 saatin nasıl da ağır ağır geçtiğini, ne kadar...
Ben küçükken İstanbul’da çok fazla su kesintisi olurdu. O zamanlar annelerimizin elimize tutuşturduğu bidonlarla en yakın çeşmeye gidip o günkü bulaşığa filan yetecek kadar suyu eve taşırdık (evet, Çengelköy’de bir zamanlar çeşmeler ve dereler vardı. Ne yazık ki çok değil, sadece 20 sene öncesinden bahsediyorum). Suya olan doğal ihtiyacımız bir...
Geçtiğimiz Cumartesi günü, National Geographic’te “Dünyanın En Yaşlı Çocuğu” isimli bir arkeoloji programına denk geldim. Amerikalı bir kazı ekibi, Fas’ta gerçekleştirdiği kazılar esnasında bir insan iskeletinin kalıntılarına ulaşıyor. İskeletin gün ışığına çıkan ilk kısmı olan kafatası, ekip içinde büyük heyecan yaratıyor – zira kalıntıların bulunduğu toprak tabakası tam 108.000...
Sosyal medyayla içli dışlı olan herkesin malumu olduğu üzere, bir Instagram furyasıdır almış gidiyor dünyayı. Öyle ki bu kare formatında çekilen fotoğrafları türlü filtrelerle düzenleyerek arkadaşlarınızla paylaşma imkanı veren programın, Facebook’un tahtını salladığına dair haberler bile çıkıyor. İnsanlar yaptıklarını artık “Rumelihisarı’nda kahve keyfiii” şeklindeki anlık iletilerle değil de, çektikleri...
Kitap hakkındaki ipucunu her kitabın ilk cümlesi verir diye bir kaide mi var? Mahir Ünsal Eriş’in son kitabı Olduğu Kadar Güzeldik’te, kitabın hissiyatını tam da aksine son cümlesi özetliyor: “Bu kitabı annem babam oğullarıyla gurur duysun diye yazdım.” Tam da bu naifliğe sahip hikayeleri, bu denli güçlü ve sahici...
Türkiye’de bisikletli olmanın çileleri, BirinciBlog yazarlarından Aziz hocanın da sık sık gündeme getirdiği bir konu bildiğiniz üzere. Bir türlü açılamayan bisiklet yolları, duyarsız kişilerin hali hazırda bulunan 2-3 adet bisiklet yolunun üzerinde mangal yapmaya ya da araba park etmeye yönelik ısrarları, trafikteki bisikletlileri görmezden gelmeyi ya da taciz etmeyi...
BirinciBlog’un yayın hayatına başladığı dönemde yazdığım ilk yazılardan biri Jason Mraz’le ilgiliydi, hatırlarsınız belki… Konser vermek için Amerika’nın dışına pek çıkmayan müzisyenin nadiren düzenlediği yurtdışı turlarına İstanbul’u dahil etmesinin uzak bir hayal olduğu günlerdi. Ne mutlu ki kendisini dünya gözüyle görüp, dünya kulağıyla dinleyeceğimiz günler kısmetmiş. Jason Mraz, 19...
Yıllara rağmen eskimeyen bir haber: Sabancı Üniversitesi’nin çok sevilen öğretim görevlilerinden Dicle Koğacıoğlu, 6 Ekim 2009’da, Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verdi. Dicle Koğacıoğlu: Kültürel çalışmalar uzmanı bir sosyolog, başarılı bir akademisyen, öğrencilerine göre yaşam dolu, enerjik, “dünya güzeli” bir insan. Kendisini şahsen tanıma fırsatım olmadı – zaten ölümünden...
Söylenecek sözün kalmadığı bir yerdeyim sanıyordum; amma ve lakin öyle değilmiş hiç. Günler geçtikçe sözler tükenmiyor, aksine birikiyor, doluyor, taşıyor. Zorbalık yapan polise karşı süren yurt çapındaki direniş 5. gününe girerken, hayatımda ilk kez işe giderken yolda gördüğüm herkes sahiden “uyanıktı”. Zira günlerdir geceleri gözümüze uyku girmiyor – ama...
Bizi gündemi yakalayıp “iş çıkaran” Türk aklına bir kez daha hayran bırakan, yepyeni bir oyun haberiyle karşınızdayız sevgili BirinciBlog okurları. Zira son bir kaç yıldır ekranı kasıp kavuran zombileri ve Osmanlıları aynı oyunda karşılaştırmak bir Türk şirketinden başka kimin aklına gelirdi ki? Çiçeği burnunda oyun şirketi Gorilto‘nun piyasaya sürdüğü...
Babaannemden ömrü boyunca beslediği kedi-köpeklerin hikayelerini dinleyerek büyüdüm. Çengelköy’deki bahçeli evlerinde çocukluğundan bu yana beslediği hayvanların sayısını şimdi kendisi bile hatırlamıyor; öylesine hayvanlarla iç içe bir ömür sürmüş. Bu hayvan sevgisi genlerle taşınan bir şey olsa gerek ki, kediden köpekten ölümüne korkan anneme değil de, babaanneme çekmişim, daha yürümeyi...
Bugün ayın dokuzu – Mayıs’ı neredeyse yarıladık sayılır. Bazen yazı trafiği yüzünden “Bu ay ne okusak?” yazıları gecikebiliyor. Ne var ki yeni bir kitaba kavuşmak için hiçbir zaman geç değildir. Buyrunuz, bu ayın okumalıklarına birlikte göz atalım. Aralarından seçin, beğenin, okuyun! Maximilian Ponder’ın Muteber Beyni – J. W. Ironmonger...