Atlas 20 yaşında!

Dalıcıların, bu spora başladıktan sonra aşina olduğu ilk batıklardan biridir Kaş’taki Uluburun batığı. Bundan 1000 küsur yıl önce o zamanki adıyla Antiphellos açıklarından geçerken fırtınaya yakalanan ahşap gemi, ambarlarındaki dünya kadar kıymetli yük ve amforalar dolusu şarapla birlikte Akdeniz’in derinliklerine gömülür. Sessizliğini uzun zaman sürdüren batık, yıllar sonra bir süngerci tarafından sağa sola saçılan amforalarıyla birlikte tesadüfen keşfedilir. Ardından Amerikalı ve Türk uzmanların oluşturduğu bir ekip, her yaz batığın yakınlarındaki bir adaya kamp kurarak Uluburun’dan kalanları gün yüzüne çıkartmak için bin bir emek çalışır. Hikaye mutlu biter; gerçek Uluburun kalıntıları arkeoloji müzesindeki yerini alırken, geminin bir kopyası da dalış turizmine hizmet amacıyla yeniden Kaş’ın sularına batırılır.atlas

2007 yılında, dalışa gönül verip de Uluburun batığına ilk inişimde bu hikaye kafamın içinde dolanıp duruyordu. Çünkü henüz 8 yaşında, büyüyünce dalıcı olmak hayallerimin arasında bile yokken, Uluburun batığı hakkındaki neredeyse her şeyi biliyordum ben. Zira o yıllarda evimizden eksik olmayan bir şey vardı: Türkiye’nin ilk doğa ve gezi dergisi, Atlas.  Annem sağ olsun, daima bana bırakacağı en kıymetli miras olarak nitelendirdiği Atlas dergisini tam 20 yıldır hiçbir sayısını kaçırmadan arşivledi ve bana şahane bir alışkanlık kattı. Bir yerde denebilir ki, annem beni Atlas’la birlikte büyüttü.

20 yıl kulağa çok da uzun bir süre gibi gelmeyebilir – ama 90’lı yıllar dünyanın pek çok ücra yerinde gezginlerin hala hoş karşılanmadığı yıllardır. Hele bir de Türkiye’nin 1990 yılı öncesindeki profilini ve Türk insanının birincil endişelerini hesaba kattığınızda, o dönemde “doğa ve gezi” temalı bir dergi çıkartmanın ütopikliğini kafada daha net canlandırabilmek mümkün. İşte bu yüzden, gezmeye, görmeye ve yazmaya gönül verenler tarafından o yıllarda yokluklar içinde çıkarılan Atlas, kendisinden önce bu alanda hiçbir yayının denenmediği Türkiye’de tam 20 yıldır aralıksız süren gerçek bir başarı hikayesidir.

atlas22

Adını, sırtında kocaman yerküreyi taşıyan mitolojik karakter Atlas’tan alan dergi, 20 yıldır okuyucularını sırtlayıp nerelere götürmedi ki? Peru’dan Antarktika’ya, Orta Asya steplerinden Japonya’ya, Karadeniz yaylalarından İtalya meydanlarına, dünyanın her köşesindeki çöllere, dağlara denizlere, kısaca aklınıza gelebilecek her yere Atlas’ın gözüyle bir kez olsun gittim ben. Türkiye’nin kültür mirasına neler olduğuyla ilgili her şeyi birinci ağızdan öğrendim, kıymeti hiçbir şeyle ölçülemeyecek sempozyumlara katılıp pek çok güzel insanla tanıştım. Kendim bir yandan büyürken, diğer yandan da Atlas severlerin nasıl büyüdüğüne şahitlik ettim.

IMAG1090Şimdi Türkiye’de gezmeye, görmeye, fotoğraf çekmeye, dalmaya, tırmanmaya, uçmaya kaçmaya meraklı ne kadar çok kişi varsa, adım gibi eminim hepsinin istek ve çabalarında Atlas’ın büyük etkisi var. Yıllar sonra Türkiye piyasasına bir umut giren National Geographic gibi küresel bir yayın devini bile alt etmeyi başaran bu ekip, işini gerçekten çok iyi yapıyor. Bunun ardında da dünyaya, doğaya, geçmişin miraslarına, insana, keşfe ve maceraya olan sevgileriyle inançları yatıyor.

İyi ki doğdun Atlas –keşfetmek için birlikte bakacağımız daha nice 20 yıllara!