Asmalı’da yeni trend perşembe akşamları

Havaların kapanmasıyla birlikte dışarıda oturalım modları geçti. Şimdi yerlerinde soğuk rüzgarlar esiyor. Bir de Perşembe rüzgarları esiyor Asmalı Mescit’de. Sanırım sonbahar en çok buraya yakışıyor. Yağmurlu bulutlar, şehrin dar sokaklarda dikkat çekmez oluyor. Yağmur, bu sokaklara başka yağıyor.

Cuma akşamı dışarı çıkarsın da hafta sonu uzun gelir ya, perşembeleri sanırım dışarı çıkmak, tatili 4 gün gibi hissettirir. Kimileri hafta sonunun yolunu, perşembeden çizer. Kimileri yalnızca antrenman yapar. Masumdur da perşembeleri, kız kıza, erkek erkeğe, haremlik selamlık günleridir. Pazartesi ve salının yorgunluğunu, atmak için birebirdir.

Beyoğlu’nun sokaklarını biz, on yıl kadar önce, cumartesi geceleri ezerdik. O geceler, her yerde coşku, müzik ve potansiyel vardı. Birkaç yer birden dolaşır, eşe dosta uğrar, hoş muhabbet olurduk. Gittiğimiz yerde az sallanmak istiyorsak, gönlümüzce müziğe kendimizi bırakırdık. Cumartesi geceleri çok güzeldi.

Artık sokaklarda daha çok insan var.  Mekanlar dolup taşmaya başladı. Cumartesi geceleri ya yer bulamaz, bulsanız da rahat edemez, az biraz da olsa sallanmak istesen, ona buna çarpar hale geldik.  İşin ilginç tarafı sanki bunu seviyor gibiyiz. Ağzına kadar dolu bir mekana, işletmeciler hala müşteri kabul ediyor, biz ise girmekte direyiyoruz. Birbirimizi duyamadığımız, hatta yerimizden kıpırdayamadığımız için, yüksek müziğin altında herkes cep telefonlarıyla eğlenirmiş gibi takılıyor. İçeridesin, eğlencenin göbeğindesin oysa, ama eğlenmek ne mümkün. Varsa yoksa eller havaya. Sıkıntıya 3G iyi geliyor ya, havadaki eller ışıklılar. Cumartesi geceleri o mekandan, çoğumuz leş gibi çıkar. Ya nefessizlikten, terden, ya üstüne yağan alkolden, ya da yerdeki içki göllerinden nasibimizi almış halde dışarıya adım atarsın. Dışarısı mis gibi..

Hal böyle olunca, git gide cumartesi egemenliğini cumaya kaptırır. İnsanlar cumaları çıkıp, cumartesileri ev atraksiyonlarına dahil oldu. Cuma akşamları iş çıkışı bir yemek, üzerine hafif bir mekan ile başlayan bu akım, git gide hızlandı ve cuma geceleri de partilerin müdavim günlerinden oluverdi. Cumartesinin baydığı uyanık ve ayık insan, cumanın cazibesine kapıldı. Cumartesi hala birilerinin mesaisinin olması, cuma akşamlarına yaradı. Tabi şişede durduğu gibi durmuyor. Haftayı kapatmışsın, yarın iş yok, karnın da doymuş. Hadi şu ‘bilmem nereye’ bir bakalım denerek, Cumalar Cumartesine bağlanır. Şundan 4-5 sene öncesinden beri cumalar da oldu bize cumartesi.

Çarşambalar meşhurdu bir ara. Gene bundan 10 sene kadar önceydi, ya da ben yeni öğreniyordum, kim bilir.. Kendini dışarı vurup da bu vıcık vıcık ortamlardan haz etmeyenler, çarşamba günlerini yarattılar. Mini-cumartesilerimiz oldu ilk. Bir yemek yedikten sonra bir iki saat daha bir yerlerde takılmak, haftanın ortasını güzel bölüyordu. Ciddiyetin ve biriken stresin tam ortasında, kurtarılmış bir zaman yaratıyordu.

Yazının başında da dedim ya, şimdilerde Perşembe günleri hit olmaya başladı. Çarşamba’nın egemenliği perşembeye geçti hatta. Cumadan da payını kaptı. Daha kaliteli, daha sakin ve daha muhabbetkar bir kıvam tutturdu perşembeleri. Öyle uzun yemekler filan yok. İş çıkışı hızlı bir şeyler yenir ve dostlarla buluşma mekanına geçilir. Soft yerler buralar. Muhabbetiniz masanın öteki köşesine kadar duyulur, mekandan aldığınız hizmetin kalitesi de bir o kadar sizi bağırtmaz. Perşembeleri, özellikle Beyoğlu’nda birçok yer, canlı müzik ve konserler sergiliyor. Bunları mutlaka takip edin derim. Gece 12’yi buldu mu, bal kabağına döner perşembe. Etkinlikler bitmiştir. Eve gidip, muhteşem bir Cuma gününe uyanmak adına, gözler derin karanlığa teslim edilir. Cuma sabahları ne de olsa, sloganımız TGIF’dir. İyi seyirler..