Asmalı Mescit’e masalar geri mi dönüyor ?

10 yılı aşkın süredir Asmalı Mescit sakiniyim efendim. Bir zamanlar burası tarihi ufak binaların alt katlarındaki dükkanlar, sanat galerileri ve birkaç meyhane boyunca uzanan, dar sokakları huzurlu, bir gündüz sokağıydı. Öyle bugünkü gibi akşamları fazla insana rastlamazdınız. Bilen gelirdi Refik’e, Yakub’a, Sofyalıya, Kum Saatine vs. 11 eylül saldırıları sonrası, o zamanlar orada olan Amerika Konsolosluğu’na, bombalı saldırı yapılır korkusuyla, Pera Palas’ın oradan düz giden yol trafiğe kapatılmıştı. O yoğun caddeyi kullanmak zorunda olanlar, bugünkü Sofyalı sokaktan dolaşarak House Cafe’nin önünden aşağı inerdi..

Bundan 10 yıl kadar önceydi. Üst üste açılan mekanlar, Asmalı Mescit’i gündüzden geceye taşımaya başladı elbet. Bundan Asmalı halkı bile bir yerde keyif almaya başlamıştı. Ancak malum bir yerde rant varsa işler kontrolden çıkıyor, ahenk bozuluyor. İşte son yıllarda tam da bu olmaya başladı Asmalıda. Talep arttıkça masa sayıları da arttı. Artık konuşurken yan masa ile aynı kül tablasını kullanıyor ya da aynı pet suyu içer hale gelmiştik. Sokaklarda yürümek bir dert olmuştu, A noktasından B noktasına, IBB, hız sensörleri ile uyarılar koydurmalıydı. Şehbender sokak yoğun, Jurnal sokak akıcı.

Bir gün Başbakan geldi, Asmalı’da trafiğe takıldı, kızdı masaları toplattı dediler. Doğru ya da değil, ben bilmiyorum, ancak aynı tarihlerde olması umarım bir rastlantıdır. Aslına bakarsanız bir müdahale yapılması gerçekten de şarttı. Neden diyeceksiniz. Anlatayım..

Bir dünya işletmenin arasında bazıları sokağa masa atmak için aslında izinliydi. Bu işletmelerin hangileri olduğunu, önlerine bakıp, kesik çizgi halinde yerdeki taşlara boyanan izin sınırlarından anlayabilirsiniz. İşin ilginç yanı ben o çizgileri daha önceden hiç görmemiştim. İzinliler masa atıyor diye izinsizler de masa atmaya başladı, derken yer tutma olayları ve rant elde etme ihtiyacı yüzünden, herkes mümkün mertebe masa ilave etti. Evet izinliler vardı, ama izinlerinin çok ötesine kadar da varlardı. Gene de bir iki işletmenin hakkı yememeli ama inanın yok denilecek kadar azlar.

Sokaklar halkın elbet, en büyük hakkımızdır belki de, ancak bir arada yaşamanın da bazı gereksinimleri var maalesef. İşte tam da bu noktada bir müdahale gerekiyordu düşüncesindeyim. Bir yangın ya da deprem gibi insanları bir anda çıkışlara doğru izdiham ettirmeyecek bir olay yaşanmadan ve her zamanki gibi dilimiz yandıktan sonra yoğurdu üflemeden bu işe bir düzenleme şarttı. Yoksa birbirimizi ezip sonra da suçu belediyeye atacağımız aşikardır.

Belediye’nin bu sert tavrı çok eleştirildi. Bir anda sokaklara dalıp, ne buldularsa alıp, kamyonlara çöp toplar gibi muameleleri bence de çok sertti. Ancak bir yerde de çaresiz kalıyorlardı. İşgaliye ücreti ile ceza ücretinin yaklaşık maliyetlerde olması, işletmeleri bir yerde epey cesaretlendirmiş ve bazı işletmeler masadan elde edilecek kazanç dolayısıyla ceza yemeye razı bir duruma gelmişlerdi. Yani bir yerde Belediye de sopasına sarılmak ihtiyacı hissetmiş olabilir. Bu empatiyi, kurumu korumak adına değil, mekan sahiplerinin de hataları olduğunu hatırlatmak için kuruyorum.

Bu masa sorununda son gelişme, güvenliğin sağlanacağı ölçüde izinlerin verildiği şeklinde. Ancak burada bir gereksinimi mekan sahiplerinin yerine getirmesi gerekiyor. O da bulundukları binanın dış cephesini elden geçirerek, kentsel dönüşüme destek vermek. Güzel bir çözüm. İzin verilen alanlar gene sokağın olası bir izdihamla baş etmesine izin verecek şekilde limitli. Ancak çözüm bence Asmalı Mescit’e hak ettiğini verecek şekilde.

Bir diğer yönden bakarsak, müdahale öncesi Asmalı, hakikaten kalitesini yitirmeye başlamıştı ve Nevizade’nin ikinci bir kopyası olmaya doğru gidiyordu. Kaliteyi çok yönlü bir gönderme olarak kullanıyorum. Asıl göndermem ise verilen hizmete dairdir.

Bu konuyu neden yazıyorum. Çünkü geçen sene toplatılan masa sandalyelerin ardından neredeyse bir yıl geçti. Asmalı geceleri de gündüzleri de o muhteşem görünümünü yitirdi, sıcaklıktan yoksun ghetto bir görüntü edindi. Fakat işin ilginci, Asmalı da daha kaliteli hizmet anlayışı boy gösterdi. Daha geniş alanlara uzanan mekanlar açıldı, yeni tatlar ve dokular kazandık, ceremesini çektik, şimdi sorun bir nebze çözüldü gibi ama hala fark edilmemiş bazı sorunlar devam etmekte. Bunlara dikkatinizi çekmeyi ümit ediyorum.

Dünyanın bütün turistik lokasyonlarında meydanlar bir değerdir. Bir meydanda oturmak, daha çok gözlem sunar, daha çok gökyüzü sunar, daha geniş perspektif verir, daha özgür hissedersiniz. Sonsuz olasılıklar gözünüzün önünden geçer, yaşam akıp geçer, aldığınız nefesin zenginliğini hissettirir.

Neredeyse hiç bilinmez, Asmalı da masalar varken bile, Tünel meydanında yoktur ve yeni düzenlemeyle de olmayacaktır. Bunun sebebi nedir, hiç bilmiyorum. Zabıta’nın ve polisin gelip yan yana arabalarını park etmesine, insanların motorlarını bağlamalarına, reklam panolarına, ayrıcalıklı kimselerin makam arabalarına vs. yer vardır oysa.

Galata Kulesi meydanına indim geçenlerde, o zaman gördüğüm görüntü ile şok geçirdim. Kulenin 360 derece bütün etrafı polis şeridi ve bariyerler ile kapatılmıştı. Kulenin tam önünde, meydana bakan kısımda, şerit hayli geniş tutulmuştu. İçerisinde park halinde iki polis arabası vardı ve meydanın ortasında 3-4 polis, ellerinde otomatik silahlar ile bekliyorlardı. Kule meydanının soluna doğru gençler yerlere oturmuş, turistler, bizimkiler yan yana, iç içe, sohbetteler. Biralarını yudumluyorlar. Önlerinden iki yunus motosikleti geçiyor. Ara gazlarla gürültü çıkartarak. Ürkütücüler. Gençlerden oluşan öbeğin yanında bekleyen iki yunusun yanına geçiyorlar.

Belli ki Galata Kulesi bir suç işlemiş ve etrafı sarılmış. Maalesef telefonumun şarjı bitmiş ve o kareyi size buradan göstermek yerine yukarıda tasvir etmek zorunda kaldım. Asmalı Mescit evet kurtuldu, bir nebze diyelim ve ben inanıyorum ki eskisinden daha güzel geri dönecek. Ancak dostlar, bir şeyler değişmedi, bende onun hayal kırıklığı devam ediyor.