Aşkın bedeli

Salı sabahı “Anna Karenina”nın basın gösterimine gidip Keira Knightley’nin nasıl bir Anna, Jude Law’un nasıl bir Karenin olduğunu izleyecek; İngiliz yönetmen Joe Wright’ın meşhur hikayeyi nasıl yorumladığını görecek; büyük Rus yazar Lev Tolstoy’un romanını hatırlayıp izlenimlerimi sizlere anlatacaktım. Ama gidemedim. Çünkü ruh halim bu acıklı aşk öyküsünü kaldıracak bir durumda değildi. O yüzden romanın en yeni film versiyonu hakkında henüz bir fikrim yok. Yine de itiraf edeyim: Keira Knightley, kitabı okurken kafamda canlandırdığım Anna Karenina’dan (en azından fiziksel olarak) biraz uzak gibi. Belki filmi izledikten sonra fikrim değişebilir, o ihtimal tabii ki var.( Aslında Jude Law’un performanısını daha çok merak ediyorum.)

Sophie Marceau’nun Anna Karenina’sı…

Oysa 1997’de gösterime giren ve başrolünü Sophie Marceau’nun canlandırdığı Anna’yı da; Anna’nın aşık olduğu kont Vronski’yi canlandıran oyuncuyu da çok beğenmiştim. İkisi de Tolstoy’un romanından bizzat fırlamışlar gibi gelmişti. Neyse, geçmiş zaman…

“İzlemediysen bizi ne meşgul ediyorsun, film zaten 28 Aralık Cuma gösterime giriyor, gidip onu bunu beğenip beğenmediğimize kendimiz karar veririz” dediğinizi duyar gibiyim. Aynen, ben de ilk fırsatta filmi izleyeceğim. Zaten Salı günü o düşündüğümü yapsaydım da, sizlere filmi enine boyuna anlatıp sinema keyfinizi bozmazdım. Hikayesini az çok bildiğinizi tahmin ediyorum. Romanı okumayan yok gibi. 1870’lerin Rusya’sında geçen, mutsuz ve monoton bir evlilik; ve de yasak bir ilişki ve aşk… Döneminin en başarılı romanı kabul edilen “Anna Karenina”da aslında birden çok öykü ve birbirinden ilginç karakterler var. Kitabını okumuş olsanız da olmasanız da, filmi mutlaka izleyin. “Savaş ve Barış”ın da yazarı olan Lev Tolstoy ne kadar etkileyici bir roman kurgulamış ki, yapımcılar yeni versiyonlarını çekmeye, izleyiciler tekrar tekrar filmlerini izlemeye doyamadılar.

Az daha başlıktaki tek satırı unutuyordum: Sahi aşkın bedeli nedir? Lev Tolstoy bize iki son sunuyor (kitapta da iki ana hikaye var.) Birincisi, eninde sonunda mutluluk. Tabii bu mutluluğu yaşayanlar Anna Karenina ve sevgilisi Vronski değil. İkinci seçenek, büyük bir trajedi ve gerçek manada bir “son”. Filmi izleyenlerin aklında nedense hep ikincisi kalıyor. Herkes Anna Karenina’nın başına gelenleri, o son sahneyi hatırlıyor. Peki bu mutsuz sonun “suçlusu” kim, aşk mı? Yoksa onun kahramanlarının mı? Cevabını bilemiyoruz. Bildiğimiz, aşk, bazen güzelleştirir, göklere çıkarır; bazen üzer yıpratır; saçma sapan şeyler yaptırır; sınar, test eder; güldürür, ağlatır… Ve sonucu bazen hüsran olsa da, aşk en azından denediğinizi bilmektir.

Filmin fragmanı:

YouTube Preview Image