Altyapı, Fatih Hoca, Türk Futbolu

“Model yaratamayanlar, model almaya mahkumdurlar…”

Yazının ana teması üstte yazdığım cümledir. Bu ana fikir üzerinden anlatmaya çalışacağım, bizden neden olmadığını ve ancak nasıl olabileceğini?

***

Ülke futbollarını üç sınıfa ayırabiliriz:

1-      Futbolcu üretenler

2-      Jenerasyon yakalamaya çalışanlar

3-      Esamisi bile okunmayanlar

Sizler de takdir edersiniz ki, biz, ikinci gruba dahiliz ve hatta ikinci grubun en iyilerindeniz. Arzuladığımız ise şüphesiz ilk gruba dahil olmak.

İşte bu amaç uğruna milli takım 5+2 yıl boyunca Fatih hocaya emanet edildi. Herhalde ortada daha uygun bir aday da yoktu.

Hemen başta belirteyim, milli takım hocalığını abartıyor olabiliriz çünkü normal şartlarda bir milli takım hocasından beklenen, görevde bulunduğu dönemdeki en formda oyunculardan iyi bir takım oluşturup takımın turnuvalara katılımını sağlamasıdır.

terim

Ama biz Fatih Terim’den ne bekliyoruz?

Spora ve dolayısıyla futbola bakışı, müsabakaları izleyip stres atmaktan öteye gitmeyen bir topluma spor kültürü aşılamasını, bu toplumun içindeki cevherleri bir bir çıkarıp onları işlemesini, altyapısı olmayan ülke futboluna bir altyapı felsefesi oturtmasını vs. vs.

Sizce de bir adamdan çok fazla şey beklemiyor muyuz?

Bence çok fazla şey bekliyoruz hatta Fatih hocanın becerilerini aşan şeyler de bekliyoruz. Çünkü Fatih Terim, elindeki iyi hamurdan çok güzel bir ürün ortaya çıkarabilir, kazanma yetisini kaybetmiş bir takıma kazanmayı aşılayabilir, milli takımın sonraki turnuvaya katılmasını da sağlayabilir ama bir milletin makus talihini değiştirmek derseniz, işte orada durun derim.

Ve şunu da unutmayalım: “altyapı kültürü, kulüplerle oluşur milli takımla değil.”

 

***

Şimdi yazının ana fikrine geri dönelim: “Model yaratamayanlar, model almaya mahkumdurlar…”

Model yaratamadığımıza göre, ne yapacağız? Tabi ki model alacağız. Peki kimi model almalı?

Altyapı denilince aklıma hep Ajax gelir, ama bugünlerde artık moda Barcelona’dır. Onu da Ajax ile Johan Cruyff aracılığıyla bağlayabiliriz. Barcelona altyapısına, Katalonya cephesinden baktığınızda aslında bir ülkenin de altyapısı diyebilirsiniz.

Barcelona alt yapısı La Masia’nın en temel özelliklerinden bir tanesi, şüphesiz futbolcu seçme becerileri. Yıldız adaylarını çok küçük yaşlarda takibe alıyorlar ve 5 kişilik ekipler bu çocuklar hakkında raporlar tutuyor. Ardından bu işlenmeye hazır cevherler, La Masia’ya kazandırılıyor. Ajax’ta ise 15 kişilik bir scout ekibi düzenli olarak ülkeyi gezerek genç yetenek takibi yapıyor.

Bizdeki “efendim “topçulukla, okul bir arada gitmez” mantığı da onlarda yok. Bilakis gençlerin öğrenim hayatlarına çok önem veriyorlar. Bunun için, genç oyuncularla, teknik adamlar, öğretmenlerle, aileler arasındaki ilişkiden sorumlu kişiler tahsis ederek öncelikle iletişim sorunlarını ve öğrencileri yakından gözlemleme işini halletmişler.

Oyuncular sabah sınıfta ders gördükten sonra öğlen idmana çıkıyor ve sonra tekrar okula dönüyor. Genç bir futbolcunun 10 ayı bu şekilde geçiyor. Barcelona’nın eğitim müfredatında cinsel eğitim, uyuşturucular, şöhret ve başarılı olmak için çalışma ahlakı da yer alıyor. Karakteri kötü olan bir çocuk, sporda ne kadar yetenekli olursa olsun La Masia’ya alınmıyordu. Çünkü ahlaksız insanın yetenekli olsa bile eninde sonunda herkese ve başta kendine zarar vereceğini çok iyi biliyorlar.

Diğer örnek alınabilecek modellerden biri de Almanya’dır. Orada çok fazla soydaşımız olduğunu düşünürsek orayı örnek almak bizler için belki de en kolayıdır.

Tabi bu anlattıklarım işin çok küçük bir kısmı, insanı hayran bırakacak daha çok fazla özellikleri var bu altyapıların, zaten onun için dünyanın en iyi futbolcuları oralardan çıkıyor.

milli takım

 

***

Yani neymiş futbolcu üretmenin, altyapı ekolü oluşturmanın yolu milli takımdan geçmiyormuş, aksine iyi milli takımın yolu iyi altyapıya sahip kulüplerden geçer.

Bu zihniyetle kulüplerimizin artık günlük başarıları bırakıp, yatırımlarını transferden daha fazla altyapıya yönlendirmeleri gerekir. Başlı başına Oğuzhan Özyakup örneği bile bizi iştahlandırmaya yetmelidir.

Sadece üç büyükler değil özellikle şehir takımlarımız da birer akademiye dönüştüğü gün dünyada “TÜRK FUTBOLU” diye bir şeyden söz edebiliriz, aksi halde top çevirmeye devam ederiz.

Ertuğrul Akgündüz

twitter.com/EAkgunduz