Alacakaranlık’ta bir ev: Hoke House

cat

Diriliş arası ufak soluklanmalar adına ara ara yazacağım artık. Yazmak iyi geliyor, kafa boşaltıyor bu yaşadığımız rezil zamanlarda…

Haziran ayında gürültü patırtının ortasında yeni bir dergi -aslında sadece İnternet ortamı üzerinden ulaşılabilecek digital bir dergi bu- yavaştan yayın hayatına başladı. Adı Bast Home… Şöyle yandaki gibi afili ve gizemli bir mavi Antik Mısır kedisi var logosunda.

Adından da biraz anlaşılacağı üzere bu bir ev dekorasyon dergisi. Ama çok büyük bir numarası var: Okumakta olduğunuz sayfalarda beğendiğiniz ürünün üzerine tıklayıp anında satın alabileceksiniz! Yaa güzel değil mi? daha fazla bilgi için www.bast-home.com adresine bir tık yeter. Derginin iPad ve iPhone uygulaması da kısa bir süre önce anons edildi.  Derginin kurucu ortaklarından arkadaşlarım sevgili Evrim YENİER ve Özkan BULUT sen de yazacaksın bu dergiye yazı kaçarı yok ülen diye kibarca! rica edince bir iki kelam karaladım. Şimdi de birinciblog okurları ile bu -ve bundan sonraki- yazılarımı paylaşmak istiyorum. Zira oradaki köşemin adı Hollywood’un Rüya Evleri… Aslında benim devamlı yazıp çizdiklerimin içine bir miktar mimarlık tarihi, mobilya ve dekorasyon sosu serpiştiriyorum orada. Mimarlık Tarihi ve Arkeoloji Sanat Tarihi geçmişim ve  sinema ile yıllardır iç içe geçen geçmiş çalışma hayatıma dayanarak bu tarz hafif bir ükela dümbelekliğini kendimde hak gördüm!

Christopher

Derginin Haziran Temmuz olarak çıkan ilk sayısının şerefine kısa süre önce son bölümünü izlediğimiz – gerçi son bölüm tüm Razzieleri (Altın Ahududu’lar) silip süpürecek kadar kötü çıktı- Twilight (Alacakaranlık) serisindeki muhteşem orman evini incelemeye karar verdim. Alacakaranlık malumunuz son yıllarda ortalığı kasıp kavuran Stephenie Meyer’in aynı adlı roman serisinden uyarlanmış hafif light, biraz dejenere bir vampir güzellemesi. “Güzelleme” kelimesini uygun gördüm çünkü birbirine kur yapan güzel kızlar, güzel oğlanlar, güzel bir ev (konumuz), güzel arabalar biraz heyecan için kurtlar, kötü vampirler arasında güle oynaya geçen bu tarz vampir hikayeleri beni biraz sıkıyor. Yanlış anlaşılmasın serinin seveni çok, beğenen izlesin ama dediğim gibi ben daha klasik vampirleri Christopher Lee’nin Dracula’sı ya da Lestat’lı Interview With The Vampire tadında işlerin seveniyim.

Interviewwith

Alacakaranlık serisinin ilk filmini izlerken yukarıda saydığım nedenlerle filmin geri planını incelerken güzel! kızımız Bella’nın yakışıklı daywalker Edward tarafından ilk defa Cullen House davet edildiği sahneye geldiğimizde, hop dur bakalım filmde görecek kayda değer bir sahneye geldik dediğimi hatırlıyorum. Vahşi ormanın içinde ahşap, cam, taş ve olası en az betonun nefis uyumu ile inşa edilmiş akvaryumdan hallice bir ev, daha doğrusu bir sanat eseri…

mutfak2

Evin asıl adı “Hoke House”. Portland Oregon’da 2006 yılında inşaatına başlanıp 2007 yılında –tam da ilk filmle aynı zamana denk gelen tarihte- 4300 m2 alana mimar Jeff Kovel tarafından (Skylab Architecture) inşa edilmiş olan bu evin inşasını Metcalf Construction gerçekleştirmiş. Firma ortaklarından Luck Metcalf aynı zamanda bir iç mimar ve peyzaj mimarı.  Hoke House’un en büyük başarısının doğal malzemeler ile inşa edilmiş olan bu çağdaş mimari harikasının içinde bulunduğu doğa ile yakalamış olduğu harika uyum denebilir.

hokedıs1

Evin asıl sahibi John Hoke ünlü spor ayakkabı firması Nike’ın tasarım bölümünün başı! Yanı evin bir tasarım harikası olmasında eminim ki onun da parmağı vardır. Filmde hiç birinin normal insan yemeklerine ihtiyacı olmamasına rağmen Bella için ailecek yemek pişirdikleri sahnede gördüğümüz mutfak hayalimdeki mutfak mesela. Asimetrik tasarımlı granit mutfak tezgahı ve devamındaki masa ayrı bir tasarım harikası. Edward’ın Bella’yı odasına götürdüğü sahne de enteresan. Bella oturacak, uzanacak bir yatak aramaktadır ama Edward’ın uyku ile doğal olarak hiiç alakası olmadığı için (malumunuz vampir milleti uyumaz) bildiğimiz tarzda bir yatak bulamaz. Oda daha ziyade sadece okumak ve müzik dinlemek için tasarlanmış gibidir.

edwardbella

Evin yaşam alanlarına genel bir bakış attığımızda ahşap zeminlerin, bol miktarda camın ve bol ışığın etkileyici uyumu sayesinde, evin içerisinde bulunduğu ormanın organik bir uzantısı gibi algılandığı etkileyici bir yanılsama etkisi yaratıldığını fark edebilirsiniz.  İç dekorasyonun tümüne hakim olan ahşap zeminlerin, eklektik mobilyaların, etnik ya da modern objelerin ve aydınlatma elemanlarının uyumu ile yaratılan evin havasını tek kelime ile ifade etmek istersek ne diyebiliriz? Ben “huzurlu” kelimesini seçiyorum.

architecthouse2-11

Yaşam alanlarından birinde rastladığım iki eski dost çok hoşuma gitti. Bauhaus ekolünden ünlü Alman tasarımcı Ludwig Mies van der Rohe’nin dünyaca ünlü tasarımı iki adet “Barcelona Chair”.  Mimarlık Tarihi üzerine yüksek lisans yaparken dönem ödevlerimden biri olan “Bauhaus Okulu”nu hazırlarken sık sık karşıma çıkan ve hep siyah deri olarak görmeye alıştığım bu zamansız klasiğin kahverengi yorumu, açıkçası çok şık olmuş. Bir ayrı detay da yine ana yaşam alanlarından birinde bulunan ve ağır mermer bir tabana sahip olan, çok modern ve şık bir tasarıma sahip olan sarkan aydınlatma elemanı.

oturma

Hoke House’un her odası, hem mekanı ayrı ayrı övgüyü hak ediyor ancak son olarak banyolar için bir iki kelam edilmesi şart. Evin banyoları, evin her yerinde hissedilen huzurun en yoğun hissedildiği yerler olmalı bence. Beyazın, camın ve ormanın yeşilinin birbirinin içine geçtiği ve banyo yaparken gerçek bir terapi deneyimi yaşanacağını gözler önüne seriyor. Sanki ormanın içinde yağan yağmur altında ıslanıyormuşçasına…

hokehouse09

 

Sonuç olarak vampirlerimizin “Cullen House”u ya da Nike’ın baş tasarımcısının “Hoke House”u dünya üzerinde yaşamak isteyebileceğiniz en güzel yaşam alanlarından birini size vaat ediyor. İster metropol, ister deniz ya da ister orman insanı olun, bu ev yaşanası bir dünya cenneti, yorgun ruhlara –ya da vampirlere- bir vaha.

Bu yazının tamamı ve farklı görseller için www.bast-home.com‘a tıklamanız yeter…