Ah şu vizeler olmasa !

Alıp başımızı gitme halleri geldiğinde, tası tarağı toplayıp öylece çıkabiliyor muyuz? “Seninle kalıp sevmeyi çok isterdim ama şimdi gitmek zorundayım” diyebiliyor muyuz hayata, onunla flört eder gibi…

Diyelim ki, bu anlamda çok iyi birer flörtözüz ve ruhumuz kuşlar gibi özgür…Özgür de, bedenimizi ne şartlarda nereye kadar uçurabiliriz? Gerçek şu ki, vize icat olundu, seyahat özgürlüğümüze dokunuldu!

Bir ülkenin, kendinden olmayanlara vize uygulamasının politik sebeplerine, kılı kırk yarmaktaki gerekçelerine değinmeyeceğim. Ancak toplanan vize harçlarının, tüm konsolosluk çalışanlarının masraflarını karşıladığı, kalanının da kar olarak, sanki ticaret yapmış gibi,  ülkeye gönderildiğini enteresan bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim.

Schengen vizesi…

Schengen’ i aldık diye, öyle şen bülbüller gibi,  uçamıyoruz özgürce. İngiletere’ ye gidemiyoruz bu vizeyle nedense. Bir zamanların, üzerinde güneşin hiç batmadığı, gerçekte iliklerinize kadar ıslatan yağmur imparatorluğu İngiltere’ de, Avrupa Birliği üyesi olduğu halde Schengen vizesi geçerli değil. Buna mukabil,  üye olmayan İsviçre için geçerli!

Nedir?

Enteresandır; Sicilya’ da bir mafya ailesi ile tanışmanın, İbiza’ da sonu gelmeyen partilerin hüküm sürdüğü bir rüya otelde konaklamanın, öte yandan Alpler’ deki kayak merkezinde yeniden hayat bulmanın ortak anahtarıdır Schengen…

En kolay nerden alınır?

Bu vizeyi en kolay Fransız Konsolosluğu’ ndan alabiliyoruz. Ancak Slovakya’ dan davetiye getirebilmeniz halinde, en  konforlu alabildiğimiz yer Slovakya Konsolosluğu. Nedeni de, oraya çok az sayıda Türk gidiyor olması. Konforlu diyorum, zira teşbihte hata olmaz, ıslık çalarak giriyorsunuz içeri ve hiçbir zorlukla karşılaşmadan, şarkı söyleyerek ayrılıyorsunuz oradan. Hatta görevli, bu seferlik ‘6 aylık’ vize verebildiği için biraz mahçup; fakat bir dahaki sefere ‘1 yıllık’ sözü verebildiği için, bir o kadar da gururlu ifadeyle uğurluyor sizi.

Amerika…

Hayalimizdeki tatilin nasıl bir şeye benzediğini unutmuşsak…Kendimizi, sadece pasaport, birkaç evrak, bir de biometrik fotoğraf değil; bütün hayat hikayemizi yanımıza alıp da malum kuyrukta çile çekmeye zorlanıyorken bulmuşsak, büyük ihtimalle Amerika’ ya gidiyoruzdur. Ve evet, seyahat özgürlüğümüz elimizden alınmış, sözkonusu hikayenin de kahramanı değil kurbanı olmuşuz demektir. Bir ülkeye vize almak onu yeniden keşfetmek kadar zor olmamalı!

Kolay kaçış…

Tam bu mevsimde, yani ülkemizde gündüz pastırma yazı -gece kış ayazı- kandırmacasıyla kışı beklediğimiz dönemde, yakıncacık, sıcacık gerçek yazı yaşamak için Dubai’ye uzanmak istedik diyelim…Harika! Hiçbir zorluk yok, üstelik vizeniz 1.5 günde hazır. Gelgelelim tek giriş! 3-5 günden fazla kaçamadınız, işlerimi toparlayıp ertesi gün kızgın kumlara dönerim mi dediniz, yandınız. Lütfen tekrar vize alınız…

Daha kolay kaçış…

Tüm bunların yanısıra, cansimidi, hayat öpücüğü tadında gidişler de yok değil neyse ki…Vize  muafiyeti anlaşmamız olan ülkelere kaçmaktan bahsediyorum. Şimdi aklımıza esti,  hemen karar verdik, biraz sonra online biletimizi aldık,  yarın ordayız. Bahamalar’ dayız mesela. Maldivler’deyiz ya da…Hem de ‘inci şehri’ Doha’ dan aktarılarak 8 saatlik bir uçuşla…

Kılıfına uydurmak…

Hazır vize yokken Rusya’ ya da gitmeli diyorsunuz…Yaman bir çelişki vardır, bilesiniz. Pasaport kontrolünde “iş için mi, turistik amaçlı mı?” diye sorulduğunda, gerçekte iş için gitmişseniz, üzgünüm beyaz bir yalan söylemeniz gerekiyor: yani turistim demeniz..! Aksi halde doğruca vize almaya gidiniz.

Bir soru…

El emeği göz nuru vizenizi alarak çıktığınız tatil mi size daha çok keyif verir; yoksa aklınıza düştüğü anda orada olmak mı istersiniz?Turkuvaz cennetin kadife dokunuşlarıyla buluşacağınız vizesiz Maldivler mi, -25 derece soğuğun iliklerinize işlediği vizeli Prag mı sizin kaleminiz?

Bir an durup düşünün, hangisinde daha iyi hissedersiniz?

Comments
  1. Mine Yılmaz

    Tam yaramıza parmak bastınız!