Ah 80’ler

80s collage

Bir dönem benim de albüm kritikleri yaptığım Roll Dergisi; imece usulüyle hazırlanan, muhalif tavrıyla bir döneme damgasını vurmuş müzik eksenli bir dergiydi. Kasım 1996’da yayımlanmaya başlayan dergi 144 sayının ardından, yine 2009 yılının Kasım ayında yayın hayatına son vermiştir. Derginin veda yazısının son cümleleri şu şekildeydi: “George Harrison, “Beatles olmasaydı dünya sıkıntıdan patlardı” demiş. Doğru. Şu da doğru: Roll olmasaydı sen-ben-o sıkıntıdan patlardık.”

İşte Roll Dergisi 2005 yılında çıkan bir sayısını 80’li yıllara ayırmıştı. Ah 80’li yıllar; bağrı yanık ülke coğrafyasında yapılan bir postal darbesiyle bir neslin umutlarını çalan yıllar. Telsizle arkadaş aramak, elmor, video klipler, 33′lükler, Limasollu Naci, 0302 Otobüsler, Eagles, Queen, Flashdance, Gırgır, bir kalem, bir defter, bir silgi eşliğinde silinip giden yıllar. Şimdi o sayıdan özet tadında 80’li yılların akıllarda kalan bazı hatıraları:

BIG IN JAPAN

Japonya’yla ne alakası olduğunu bir türlü anlayamamıştık. Meğerse “kimyalı araştırmalar” aleminde iyi bilinen bir vuruş noktasıymış. Alphaville’ciler de az cin değil. Çekik gözlülerle video çeken, şarkıya cin cong sesleriyle başlayan bizzat kendileri. Türkiye-Japonya milli maçı sonrası Milliyet’in başlığı da “Big In Japan”di, unutulmuş değil.

BOB DYLAN KONSERİ

24 Haziran 1989 Cumartesi, yedi bin kişi Açıkhava tribünlerini tıklım tıklım doldurdu. Konserin 75 dakikayı aşmayacağı açıklanmıştı, ama korkulan olmadı. Dylan ve arkadaşları sürenin sonunda kulise gider gibi yaptılar, fazla oyalanmadan dönüp bir saat daha takır takır çaldılar. O esnada Gülhane’de İbrahim Tatlıses konseri vardı, aynı günkü Cumhuriyet’te de iki konserin yan yana haberi. Dönüşte havaalanında Dylan, Tatlıses resmini gösterip sordu” Bu kim?” Kim olduğu anlatıldı. “Bana bir kasetini bulabilir misiniz?”

eskireklamlar

BREAK BREAK ARKADAŞ ARIYORUM

İnternet menşeli yoktan arkadaş imal etme dönemi öncesinde, bir zenginlik ve modernlik nişanesi olarak telsiz, dantelli-gupürlü aile evlerine kadar girmişti. Sonu vuslat olur muydu bilinmez, ama kocayı işe sepetlemiş ev hanımları dahi “break break, arkadaş arıyorum arkadaş” grizgahından “22 yaşında sarışın, yeşil gözlü bir bayanım”a geçerdi. Bulunan arkadaş çoğunlukla taksici çıkardı.

COMANCHERO

İtalo-disko’nun İtalya’ya sığmadığı günlerden miras bir Raggio Di Luna eseri. “Macarena”yla, “Lambada”yla aşağı yukarı aynı ligde. Yeşilçam filmlerinin disko sahnelerin de bu şarkıya rastlamak mümkün. Ama tam yerini bulduğu an, 30’lardan 80’lere dönem paroraması çizen Ettora Scola filmi “Balo”nun finali.

CONVERSE ALL STAR

“Beyaz Gölge” dizisinden grunge yıllarına uzanan, hala küllenmemiş bir aşk hikayesi. Basketçi Chuck Taylor’ın 20’li yıllarda piyasaya sürdüğü bu narin keten ayakkabılar tüm dünyada milyonlarca sattı. Buralarda Coverse All Star bulunmadığı zamanlar, onun kabasaba, yayvan, geniş taraklı, proleter versiyonu Çin kesler revaştaydı.

80s-recollection-the-80s-1197687_1754_1240

CYNDI LAUPER

Riot-grrrl’lerin cici annesi. Dilek ağacı gibi her tarafına kumaş parçaları bağlamış, durmadan sağa sola koşturan bir kız görürseniz, muhtemelen o Cyndi’dir. Füsun Önal gibi haylaz çocuk mimikleriyle şarkı söyler, “kızlar da eğlenmek ister” filan fıstık der.

DALLAS

Kızım seni Bobi’ye vereyim mi / İstemem babacığım istemem / Onun adı Bobi, Pamela’yla evli..” Amerika’nın çamurundan petrol çıkan toprakları, Türkiyeli TV izleyicisine yan mahalle kadar yakındı bir zamanlar. Pazar akşamlarımız Yuinglerin çiftliğinde geçerdi. Ceyar, kötülüğün mutlak cazibesiyle en çok nefret edilen, belki de için için kıskanılan bir tipti. Ekşi sözlük entry’lerinde isabetle kaydedildiği gibi, toplum kendi Ceyarlarını arıyor ve kolayca buluyordu: Atilla Atalay’ın öyküsündeki anne “seni doğuracağıma Ceyar doğuraydım “diyordu. kızı Sıdıka’ya. “Çiçek Abbas’ta Ayşen Gruda “Ceyarım” diyordu Şener Şen’e…”Onun adı Ceyar / Gözünü de oyar.”

EMİNE

“Parmağında yüzükler, kolunda bilezikler, uy sana dolanayım, oy oy Emine, nedir bu güzellikler…”Bazı kaynaklara göre Türkiye’nin en fazla satan kasetleri arasında ilk üçte yer alan, Mustafa Topaloğlu’nun dillere destan erotik Karadeniz türküsü. Topalloğlu, uzaylı olmadan önce bu türküyle büyük şöhret yakalamış, hatta bu albümün satışlarından dolayı kendisine platin plak hediye etmişti.

Kopyası dall

LAMBADA

60’larda Brazilya – Bahia’da yaygınlaşan, Afro-Brazil geleneklerinin yanısıra merengue, salsa, Karaib ritimlerini birleştiren müzik ve dans stili. 80’lerin sonunda Fransız prodüktörler sayesinde sulandırıldı, Kaoma grubunun “Lambada “45’liğiyle bütün Avrupa’ya yayıldı. Şarkının, plajda bikinili dilberler klişesini sonuna kadar kullanan klibi, Latin müziğini hoppalık ve ciddiyetsizlikle eşdeğer görme eğilimlerini güçlendirdi. Öyle ki, bugün bazı eski tüfek rocker’lar, işi Manu Chao’ya “Lambada’nın protesti” demeye kadar vardırabiliyor.

Bu yazının devamı sonra gelecek diyerek finali Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir sözüyle bitirelim.

“Kaç yıl evveldeyiz dersin?
Sayısız zaman içinde, yani hep aynı yerde

 Kaoma – Lambada

YouTube Preview Image