Ağlıyor musun Ajeossi?

2010 yılı Güney Kore sineması açısından epey güzel geçmişti.Onlarca film çekildi, onlarca farklı senaryolar üretildi ve biz sinema severlerin beğenisine sunuldu. Son dönemlerde gerçekten çok sevdiğim ve etkilendiğim, defalarca izlesem bile bıkmayacağım, arkadaşlarıma deli gibi tavsiye ettiğim bir film var. Sinema severlerin, özellikle Güney Kore Sineması’na ilgi duyanların muhakkak izlediği, en azından haberdar olduğu bir film ”The Man From Nowhere”.

Film’in konusu hakkında kısaca bilgi verecek olursam, başrol oyuncumuz Bon Win rehine dükkanı sahibi, yalnızca 10 yaşındaki komşusu olan küçük kız ile arkadaşlık yapan kendi halinde bir adamdır.Küçük kız ise Annesi ile yaşamasına rağmen annesinin ilgisizliği ve de uyuşturucu bağımlısı olması nedeniyle başı boş dolaşan, umursanmayan ve de okula bile gitmeyen sevgiye muhtaç bir çocuktur.Annesi dansçı olarak çalıştığı bir barda bir uyuşturucu takas işine karışır ve olaylar bundan sonra gelişmeye başlar.



Bir nevi Anne, kendini ve de küçük kızının hayatını tehlikeye atmıştır.Kendisine ait olmayan uyuşturucuyu asıl sahibi olan Mafya üyelerinden kaçırmıştır. Mafya lideri ise adamlarına 3 gün mühlet vererek, malın bulunmasını emreder.Bu noktadan sonra adamlar Kadın’ın malı aldığını ve de bir çanta içerisinde malı rehine dükkanına verdiğini kameralardan tespit ederek, rehine dükkanını  basarlar. Bu arada adamlar malı almalarına rağmen kadını ve kızı rehin alarak başrol oyuncumuz Bon Win’i karşılarında bulurlar.Özellikle küçük kız için girdiği bu mücadelede sürpriz hayatlarla, olaylarla ve en önemlisi acımasız, insanlara değer vermeyen mafya bozuntuları ile karşılaşır Bon Win. Artık gerisini anlatmayayım, bu noktada film’i izlemeye başlayın derim :)

Film için özellikle belirtmek istediğim iki nokta var.Birincisi başrol oyuncuları olan ufaklık Sa-Ron Kim ve Bon Win’in olağanüstü performansları, ikincisi ise hiç bir şekilde dramatize edilmeden bildiğimiz bir öykünün izleyiciye aktarılma şekli.Ufaklığın ikinci filmi olması ve de bu yaşta böyle oyunculuk sergilemesi adeta ağzınızı açık bıraktırıyor. İlk filmi ”A Brand New Life” ‘da ki performansını bilmeyenler için o filmi de önerebilirim.Ne kadar durağan bir film olsa da sırf ufaklığın performansı için izlenmesi gereken filmlerden birisidir.Klişe diyebileceğimiz bir konuyu muhteşem oyunculuk ve diyaloglarla süsleyerek bizlerin beğenisine sunan yönetmen Jeong-Boem Lee’yi ayakta alkışlamak gerekiyor.

Velhasıl kelam, sürekleyici, aksiyon sahnelerinin belli dozda verildiği ve de başarılı olduğu, buram buram dram kokan sahneler için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir Güney Kore başyapıtı bana kalırsa bu film. Hatta izlerken yer yer Leon tadı da alacaksınız.İki sahnesinde gözümden yaş geldiğini hatırlıyorum ve filmi şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum.

Son olarak filmde en beğendiğim repliği paylaşmak istiyorum:

”Birine ne kadar çok yaklaşmak istersen, O kadar uzak durursun.”

İyi seyirler.

YouTube Preview Image