48 Saatte Budapeşte!

Bir kitap okurum aklıma bir fikir düşer, bir şarkı dinlerim filizlenir, bir film izlerim fidan olur… düşündükçe sanki ete kemiğe bürünür canlanır hayallerim. Bu hayalimin fidana dönüşmesine sebep olan bir festival filmi oldu bu kez, “The Necessary Death of Charlie Countryman” İzlemenizi tavsiye ederim keyifli ve sürükleyici bir film. “Film Bükreş’te geçiyor ama…” diye bir yorum gelebilir. Beni cezbeden film boyunca ara ara duyduğum “Bükreş? Emin misin Budapeşte olmasın? Güzel şehirdir” repliği oldu.

Başladım hayal kurmaya ucuz uçak bileti bulursam tamamdır dedim. Ne var ki en kötü yakarım bileti! diyebileceğim rakamda bir bilet ararken Wizzair’e  rastladım (www.wizzair.com). 29 Euro görmemle almam arasında geçen süre rekor kitaplarına girebilecek kısalıkta. Tüm bunlardan habersiz masasında çalışan Orhan’ın mailine gelen tırınım tırınım sesiyle ofiste kısa bir sessizlik yerini “Budapeşte? Hostel? Film?” klasiğine bıraktı. Ucuz bilet bulmamı Ocak ayı ortalamasının -17 derece olmasına bağlanan maç sonunda sessizlik sırası bana geçti. Sarı sonbaharda insanı tatlı bir iyimserlik sarıyor sanırım…

pas

Hostellere gayet sıcak bakmama rağmen -17 ile yan yana pek çekici gelmedi. Otel işini sonraya bırakıp gezilecek yerlere doğru bir yolculuğa çıkmayı seçtim. Dünyanın en büyüleyici sinagoglarından birini, şahane opera binasını, Rafael ve Caravaccio sergisini görmek keyfimizi yerine getirdi. Bilet fiyatlarını görmek için biraz gezinince http://www.jegymester.hu/ adresini buldum. 5 TL’den Don Pasquale biletlerimizi kolayca alıp kendime bir kahve ısmarladım. Şehir haritası, ulaşım haritaları çıkışları ve dersimi çalışma işini yolculuktan önceki günlere bıraktım.

Vakit yaklaştığında haritaları ozalitçiye yollayıp (http://www.orangesmile.com/travelguide/budapest/city-maps.htm) teknik üniversite öğrencilerine yaraşır poster ebadındaki harita ve tren/metro şemalarıyla bir gece geçirdikten sonra bin kaplan gücünde bir Budapeşteliye dönüştüm.

IMG_3980

Hayatta çoğu zaman bal denen şansa sahip olduğumu düşünürüm. Bu kez de böyle oldu Ocak ayında Budapeşte’ye eriştiğimizde ve +13 derecelik bir ilkbahar görünümündeydi. Havaalanındaki info ofisinden 24 saatlik sınırsız ulaşım biletlerimizi aldık (2 gün için 2*9=18 TL. Bu biletleri metro, tramvay ve diğer ulaşımlarda görevlilere göstermeniz yeterli. Dilediğiniz ulaşım aracınıza dilediğiniz kadar binebiliyorsunuz.) Şehre ulaşım ilk başta karışık gibi geldiğinden Wizzair’in şehir merkezine giden shuttle’ını tercih ettik (kişibaşı 5 Euro).

Ayağımızın tozuyla şehre gelip shuttle’dan inip bir üst sokaktaki sinagogu gezdik (http://www.dohanyutcaizsinagoga.hu/). Uçak ve opera biletlerindeki fiyatların tam tersi epeyce yüksek bir fiyatla (kişibaşı 25 TL) giriyorsunuz ama içerideki muhteşem manzaraya değer.

IMG_3619

Hostel yerine şehir merkezindeki Radisson Blu Beke’yi tercih ettik (2 gece 2 kişi 350 TL ödedik, booking.com üzerinden). Çok da memnun kaldık. Temizliği, sakinliği, kapalı havuzu ve özellikle de şehir merkezindeki harika konumuyla iyi bir seçim. Otele gidip sırt çantamızı hafifletip soluklandıktan sonra kendimizi “toplu ulaşımın götürdüğü yere git” mottosuyla yola attık. Saatli bir işimiz olmadığından her önümüze gelen tramvaya, metroya binip, beğendiğimiz yerlerde inip çocuklar gibi coştuk!

Orhan’ın bulduğu Ortaçağ restoranı Sir Lancelot Budapeşte’deki ilk gecenin son durağıydı. Sabahın köründen beri uçak, sinagog, metro, otel, müze diyerek koşturan kahramanlarımızın sakince bir akşam yemeği için otelde biraz soluklanıp rezervasyonla gittiği (turistik bir mekan olduğu için her daim dolu, en az bir gün önce rezervasyon yaptırın) ilginç bir mekan Sir Lancelot. Bir kere dekorasyondan tutun da, çalışan herkese kadar her şey Ortaçağ konseptine sahip… Bir köşede 3 müzisyen gece boyu size Ortaçağ ezgileri tıngırtadıyor. Garson kızlar geleneksel kostümler içinde ellerindeki dev porsiyonları masalara dağıtıyor. Lancelot’un zengin şarap menüsünden biz oraya özel üretilen bir kırmızı şarap seçtik. Hem fiyatı uygundu hem de lezzetliydi. Şarabı minik pişmiş toprak kadehlerde içiyorsunuz. Yemekler de elbette şövalye usulü elle yeniyor. İsterseniz boynunuza peçetenizi bağlıyorlar bebek gibi! Yol yorgunu olan bizlere otelimize çok yakın olan bu ilginç mekândan ilaç gibi geldi, yolunuz şehre düşerse uğrayın derim.

IMG_3835

Cumartesi sabahı uyanınca haritaya tarafımca not edilen kahvaltı mekânı A table’yi bulmak üzere otelden çıktık. Tuna’ya açılan sokaklardan birinde yer alan (Arany Janos) A table minicik bir yer… Masalarına kahvaltı tepsiniz bile zor sığıyor. Ama içi çok hoş, ürünleri de… Kendi yaptıkları envai çeşit ekmek yanına harika ev yapımı reçellerle basit ama çok leziz bir kahvaltı yaparak bizi bekleyen koşuşturmalı sıkıştırılmış şehir turumuza hazırlandık.

Sonraki önemli durağımız biletleri çoktan internet üzerinden 5 TL’ye (evet Euro bile değil, TL!) alınmış olan Don Pasquale operasıydı.   Ve bu operayı harika bir akustiğe ve binaya sahip olan Budapeşte Opera Binası’ında izledik. Macarca altyazı ile izlenebilen İtalyanca operadan tek kelime anlamadık elbette ama mekâna, atmosfere ve sahne dekorlarına değerdi emin olabilirsiniz. Aşağıda muhteşem atmosfere ait bir iki kare bulabilirsiniz.

IMG_4062

Operadan açıkçası ilk perde sonunda çıkmak zorunda kaldık çünkü sınırlı zamanda görülecek daha çok yer vardı. Operadan sonra Macaristan’ın dolayısıyla Budapeşte’nin ününü önceden duyduğumuz tatlılarını denemek üzere Gerbeaud Cafe’ye ulaştık. Mekân tarih, zarafet ve sadelik olarak özetlenebilir. Tatlıların sunumu ve kendileri de bir harika. Fiyat olarak ucuz bir ülke olan Macaristan’a göre “turistik” denebilir (iki minik fincan espresso ve bir tabak tatlı 43-45 TL gibi) ama paranızın karşılığını kesinlikle alıyorsunuz. Oradan çıktık envai çeşit şarküteri, şarap vb. satılan dev markete gittik ama Cumartesi belli bir saatte kapanıyormuş kapıda kaldık!

IMG_3998

Dert etmedik yürüyerek bir köprü aşıp karşıya, Buda tarafına geçtik. Sonra bir tramvaya atlayıp aylaklık ettik. Akşamüzeri otele ulaşıp biraz dinlendikten sonra önceden harita üzerinde gözümüze kestirdiğimiz bir et restoranına ulaştık. Şarap güzel yemek boldu. Oradan çıkıp otelin yolunu tuttuk zira uçağımız sabah 6 gibi kalkacaktı. Birkaç saatlik uykudan sonra çağırdığımız taksiye atlayıp uykulu gözlerle alana ulaştık.

 

fotograf

Sonrası malum rutinler… Freeshop’tan Unicum alabilirsiniz. Her bünyeye göre olmayan yerel bir likördür. Dikkat! Elbette Macar salamı alabilirsiniz.  Ve tabii ki meşhur Macar şaraplarından da bir iki tane kapabilirsiniz.

Durum bu. Bir sonraki durakta görüşmek üzere…

Comments
  1. uçak bileti

    Cheers. I have been interested in this data. Fantastic data We’re rear with regard to info on web site design.