10 adımda The Walking Dead

Şükür kavuşturana dostlar!

Hemen söyleyelim öle bayıla beklediğimiz dizinin 4.sezonunun başlamasına saatler kaldı, biraz daha sabır… Bu akşam 21:30’da Amerika yayınından 1 gün sonra FX’de!

Zombi tayfası üzerine çekilmiş her tür film, bizde derin merak uyandırır ve tarafımızca hızla tüketilir. Bu güne dek sonu “dead” ile biten bir çuval filmi izledik. Neler mi bunlar? Biraz hafızamızı tazeleyelim.

twd_s4_dergi_platformsuz

George A. Romero ile başlayan zombi furyasının ilk ve halen en ürkütücü örneklerinden biri olan 1968 tarihli The Night of the Living Dead. Yine Romero ustadan Dawn of the Dead (1978), Land of the Dead (2005) ve Diary of the Dead (2007). Ustanın başyapıtlarından Dawn of the Dead’in 2004 yılında Zack Snyder tarafından yapılan aynı adlı re-make’i tabanca gibi bir zombi filmidir ve ben pek severim.  Tom Savini’nin yönettiği Night of the Living Dead (1990). Asıl konumuz itibarıyla ismi Zombi olan filmlere el atmıyorum bu yazıda. Bu arada Milla Jovovich’in tüm güzelliğiyle başrolde zombi avladığı Resident Evil hadisesini de unutmamak lazım tabi.

Bu sonu “dead” ile biten filmlerin klasik bir formülü olur hep. Sebebi genelde belli olmayan bir şekilde, insan ırkının tamamına yakın bir kısmı, bir sabah bundan sonraki yaşamlarına et, barsak ve bilumum sakatat yiyerek devam etmeye karar verirler! Taze ete ve kana susamış ilkel yaratıklara dönüşen bu insan eskileri, sarsak titrek adımlarla hırlayıp tıslayarak önlerine çıkan her tür canlıya büyük bir iştahla saldırırlar. Ne hikmetse bir avuç insan bu salgından (“salgın” en doğru kelime durum tespitinde sanırım) sağ kurtulur ve zombilerle aralarında dolu-dizgin bir ölüm kalım mücadelesi başlar. Film eleştirmenleri, her şeyi yiyip bitiren bu zombi tayfası ile her şeyi hızla tüketen kapitalist günümüz modern toplumları arasında benzerlikler kurmayı pek severler. Fena bir alegori değil ama şart ta değil. Çünkü “zombiler” ya da daha Türkçe olarak “yürüyen ölülerle” ilgili filmler bana göre tamamen eğlenceliktiler ve onlar da seyredilip tüketilmeliydiler. Ta ki The Walking Dead ile tanışana dek. Çünkü bu dizide diğerlerinden farklı bir tat vardı.  Acaba neydi bu farkın sebebi? Beraber bakalım.

The Walking Dead (6)

Türkiye’de Fox International Channels bünyesindeki FX tarafından yayınlanan ve AMC tarafından çekilen The Walking Dead’in ana teması da aynen bu yapı üzerine kurulu: Bir sabah dünyanın tamamı zombi (dizinin literatüre kazandırdığı adıyla “walkers”) olarak uyanır. Tabii ki bir grup insan hayatta kalır ve bu et yiyen yaratıklar ordusundan amansız bir kaçış başlar.

Dizinin kısa hikâyesi ise şöyle:

Atlanta yakınlarındaki bir kasabada takip ettiği suçlularca vurulduktan sonra girdiği komadan uyandığında hastanenin ve yaşadığı kasabanın tamamen terk edilmiş olduğunu gören polis şefi Rick Grimes’in dünyası bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Zira tüm dünya zombilerin istilasına uğramıştır! Karısı Lori, ortağı Shane ve oğlu Carl’ın da aralarında olduğu küçük bir grup insan ormanlık arazide saklanmaktadır. Acaba Rick onlara ulaşabilecek mi ve bu kâbustan kurtulabilecekler midir? Rick ve diğerleri bu korkunç yenidünyada savaş verirken acaba insanlıklarına sığınabilecekler mi? Dehşet verici durumlar, verilmesi gereken zor kararlar ve kişisel çekişmeler buna izin verecek mi?

The Walking Dead Robert Kirkman’ın aynı adı taşıyan çizgi romanından televizyon ekranına uyarlandı. The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli), The Green Mile (Yeşil Yol), The Majestic ve The Mist’in yönetmeni Frank Darabont ile The Terminator ve Aliens’in yapımcısının işbirliği ile ortaya çıkan gerilim/drama türündeki The Walking Dead kısa bir sürede fenomene dönüştü.

The Walking Dead (1)

Peki, bu dizi benim de aralarında bulunduğum çok sevenlerine göre neden iyi ve farklı? Madde madde gidelim:

1-     Karakter yaratmayı, onları ete kemiğe büründürmeyi çok ama çok iyi bilen bir adam işin içinde: Frank Darabont… Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) filmindeki Andy Dufresne’yi kim unutabilir? Ya da hapishane müdürü Norton’u? Veya Yeşil Yol’daki Afro-Amerikalı mahkum John Coffey’i? Burada da Darabont harikalar yaratıyor ve dizinin tüm kahramanlarının gerçekten var olduklarına inanmamızı sağlıyor. Ya da aralarındaki aşk,nefret veya kıskançlıkların gerçekten yaşanmakta olduğuna…

2-     Dizinin ana teması zombilerin önüne geçmeyen ve celebrity içermeyen iyi kast seçimi ve aralarındaki kimya.

3-     Kana susamış “walkers” lar ilk sezonun ilk bölümleri ve ikinci sezonun muhteşem finali dışında ortalıkta cirit atmadılar. Bu bence çok önemli bir detay.  Zaman zaman dizinin temposunun düştüğünden ve sıkıcı olmaya başladığından bahseden bazı izleyici ve arkadaş yorumları işitmiştim. Ancak arkadaşların kaçırdıkları bir detay var. Tüm zombie ve türevi filmlerde ortalıkta ne kadar sık ve çok yaşayan ölü görürseniz onları o kadar kanıksarsınız ve bir süre sonra işin suyu çıkar. Korkutmak için var olan yaratıklarımız, çok ortalıkta gezindiklerinde bizi güldüren şaklabanlara dönüşüverirler. The Walking Dead bu konudaki dengeyi çok iyi koruyor. Drama ağırlıklı ilerleyen bölümlerde bir görünüp kayboluyorlar. Örneğin ikiye bölünüp çiftlikteki kuyu suyunu zehirleyen şişko gibi!

4-     İlk sezonun ilk bölümü tüm zamanların en iyi film/dizi açılışlarından biri bence. Bir diğeri Zack Snyder’ın Dawn of the Dead (Ölülerin Şafağı) re-make’idir bence. Girdiği komadan hiçliğe uyanan bir polis memuru… Aslında içinde bulunduğu hiçlikten gerçek dünyaya uyandığını sanıp yine hiçliğe uyandığını fark etmek ve yüzündeki o gerçekten hiçbir şey anlamayan ifade… Müthiş…

5-     Çok kalabalık bir ekibin arka planında çalıştığı zorlu zombie makyajları gerçekten çok başarılı.

6-     İlk 3 sezonun ardından köprünün altından çok sular aktı… Shane “walker” oldu ve Rick tarafından haklandı. Dram dolu çok sağlam bir sahneydi. Rick’in karısı Lori’yi walkerlar afiyetle yedi. Rick artık büyük oğlu ve minik kızına babalık ve bir grup hayatta kalana dadılık etmekte. İşi gerçekten çok zor. Herkesi çekip çeviren, ekibe babalık ve dedelik eden Hershel ile tanıştık. Ve tabii ki Michonne! Onunla ilk tanıştığımızda kolları kesik iki zombiyi boyunlarından zincirle bağlayıp kölesi haline getirmişti! Samuray kılıcı kullanan gözü pek Michonne diziye gerçekten çok şey katıyor. Bölümler ilerledikçe ekipteki pek çok demirbaş karakter de aramızdan ayrıldı ama yeni katılan elemanlar da hiç fena işler çıkarmıyorlar.

The Walking Dead (4)

7-     Zombilerden kurtarılmış vaha gibi bir kasaba ve kasabanın sahibi “The Governor” ile tanıştık, aklımız çıktı. “Vali” televizyon tarihinde yaratılmış en başarılı psikopatların arasına adını altın harflerle yazdırdı.

8-     Tam “eeeh ama tadı kaçtı bu dizinin” dediğimiz bölümlerin ardından şık numaralarla dizi hızla hayata döndü, senaristleri takdir ediyoruz kolay iş değil.

9-     Otoyolda ortadan kaybolan Sophia’nın aranma hikayesini ve akibetini nefesimizi tutarak izledik, bir umutla bekledik ama karanlık senaryo bizi şaşırtmadı. Üzüldük ama biliyoruz ki o da şimdi evinde merakla yeni bölümleri bekliyor.

10-  Daha ne olsun! İlk sezonları izlemeyen faniler derhal bulup buluştursun öyle gelsinler geriye çünküüüüü son zamanların en sansasyonel dizilerinden biri olan The Walking Dead, 4.sezonda da tüylerimizi diken diken etmeye devam edecek gibi görünüyor.

Bu yazıya katkılarından dolayı Postkolik ekibi olarak Fox International Channels Türkiye ofisine teşekkürlerimizi bir borç biliriz.

14 Ekim Pazartesi (yani bu akşam!) ajandanıza, akıllı telefonunuza elinize bir yerlere not edin! Büyük randevu 21:30’da FX’de!

http://www.fxtv.com.tr/thewalkingdead

https://www.facebook.com/FXTurkiye

https://www.facebook.com/thewalkingdeadfans

 

Not: Bu yazım eski bir The Walking Dead yazımın revize edilmiş halidir. 4.sezonun şerefine revize edilerek Postkolik’in www.postkolik.com Ekim 2013 sayısında da yer almıştır.